Atatürk ve Din Konusu Genel Bakış
Eminim ki sizler de araştırmışsınızdır ve illaki kafanızda Atatürk'ün dini ile ilgili birşeyler belirmiştir. Ne yalan söyleyeyim bu belirti genelde Atatürk'ün dinsiz olmasıdır...
Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bu yazımın sonucunda kesin olarak birşeyler diyemiyeceğim. Çünkü böyle bir konunun hem de soyut bir konunun ispatlanması ancak tarihi belgelerle olabileceği açıktır.
İnternetten araştırmaya
başladığımızda ilk karşımıza gelen sayfa "http://www.atamizindeyiz.com/01/ata10.htm"dir. Bu sayfa gerek ismiyle gerek şekil itibari ile Atatürkçü bir sayfaya benziyor. Yazılanlarsa çok sade ve gayet anlaşılır bir dille yazılmış. Aynen şunlar yazıyor;
Bir diğer sayfada da Atatürk'ün dini tartışma sorusuyla başlıyor ve alabildiğine uzuuun bir yazı ile açıklanmaya çalışılıyordu. Yazan kişinin Atatürk'ü dinsiz olarak görüp ona göre kaynaklar gösterdiği açık. Adresi vereyim unutmadan: http://ataturk-ve-din.blogspot.com/ .
Yukarıdaki sayfayı okumadan ben size özetleyeyim. Atatürk'ün yazmış olduğu medeni bilgiler kitabından Müslümanlıkla ilgili olumsuz düşüncelere yer verilmiş. Atatürk'ün olumlu pek çok düşüncesiyse göz ardı edilmiş. Yani neredeyse yalnızca kendi el yazması olan medeni bilgiler kitabına bakarak Atatürk'ü dinsiz kabul etmiş. Açıkça söylemeliyim ki bu çok yanlış. Çünkü en başta medeni bilgiler kitabı tamamen somut ele alınmak istenmiş ve neticesinde Maneviyata hiç yer verilmeyen tamamen Materyalist bir yazı ortaya çıkmıştır. Doğrusunu söylemek gerekirse bana göre bu yazı dine farklı boyutla farklı bir bakış açısıyla bakmaya yönlendirilmek için yazılmıştır. Ancak öznel düşüncelerle biryere varamayacağımız için bu sayfayı Atatürk'ün din hakkındaki olumsuz görüşü olarak kabul ediyorum.
Daha sonra birçok olumlu din rivayetlerinin ardından oldukça ilgi çekici bir sayfayla karşılaşıyoruz; Sabetayist Atatürk!..
Bu konuya girmeden önce doğal olarak Sabetaycılığı öğrenmemiz gerek. Buyrun kısaca wikipediden bir alıntı;
Kısaca özetlemek gerekirse Sabetaycılık Yahudiliğin bir mezhebidir. Toplum içinde Müslüman görünürler lakin münafıklardır. Müslüman ibadetlerini dahi yaparlar ancak kendi ibadetlerini yapmaktadırlar. Gizliden gizliye örgüt gibi büyümektedirler. Yahudilerce de Müslümanlarca da dışlanmış gözardı edilmişlerdir lakin varlıklarını korumuşlar ve hala sürdürmektedirler.
İlk gördüğüm kadarıyla bu iddia yabancı bir kaynak tarafından Atatürk'ün Yahudiliğini ispatlamak amacıyla atılmıştır. Atatürk'ün tam olarak ispatını bulamadığım bir röportajda Yahudilerin ve Sabetaycıların gizli duaları söylemesi ve 'Benim de gizli duamdır bayım' demesi en büyük delil olarak sunuluyor. Ancak böyle birşey için bu kadar az kaynak beni bu düşünceden de itiyor. Çünkü üzerinde üslü bir sayı ile kaynak şu ansiklopedinin şu paragrafı denmesi benim için ispat teşkil etmez. Röportajın aslını yayınlanan gazeteyi görmem gerekli ancak uzun araştırmalarım sonucunda bulamıyorum.
Bu yazım uzaaaaaayııııpp gider böyle örnekler vermeye ve açıklamaya devam edersem çook uzun zamanımı alabilir. Nitekim fırsat buldukca yazımı genişleteceğim. Ancak değinmek istediğim bir kaç şey olacak.
İnternette araştırmalarınız sizi başarıya kesinlikle götürmeyecektir. Çünkü dünyada ne kadar din varsa bildiğiniz yahut bilmediğiniz hepsinin Atatürk'le iddiaları var. Agnostiğinden yahudisine ateistinden budistine. Hatta eski gök tanrı inancına inandığını, henüz yeni yeni bilinmeye başlanan deist dininden olduğuna kadar pek çok yazıyla karşılarştım.
Şunun daima bilincinde olun; bir ulusun değişiminde baş aktör oynayan bir lideri kullanmak her alanda ve her düşüncede insanların en birinci gayesidir ve herzaman bu uygulanmaya devam edecektir.
Bizlerin 'bu insan şöyle düşünüyorsa kabulümdür, aksini düşünüyorsa/inanıyorsa/tutuyorsa bu insanı sevmem bu insan benim için değersizdir' gibi bir düşünceye sahip olması böyle pekçok yazının çıkmasına sebeb olur.
Bu düşünce kesinlikle yanlıştır ve insanları gereksiz yere pek çok liderden soyutlar. Atatürk gibi yeni bir ülke kurmuş; bu ülkeyi yönetmiş pek çok düşüncesi pek çok zaferi olan bir liderden bu insanın dini uzaklaştırmamalı. Atatürk'ün dinini kullanarak bu işleri başarmadığı açıktır!
Fırsat buldukça diğer teoremleri de burada paylaşacağım ve açıklamalarda bulunacağım..
Turanmania...
Eminim ki sizler de araştırmışsınızdır ve illaki kafanızda Atatürk'ün dini ile ilgili birşeyler belirmiştir. Ne yalan söyleyeyim bu belirti genelde Atatürk'ün dinsiz olmasıdır...
Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bu yazımın sonucunda kesin olarak birşeyler diyemiyeceğim. Çünkü böyle bir konunun hem de soyut bir konunun ispatlanması ancak tarihi belgelerle olabileceği açıktır.
İnternetten araştırmaya
başladığımızda ilk karşımıza gelen sayfa "http://www.atamizindeyiz.com/01/ata10.htm"dir. Bu sayfa gerek ismiyle gerek şekil itibari ile Atatürkçü bir sayfaya benziyor. Yazılanlarsa çok sade ve gayet anlaşılır bir dille yazılmış. Aynen şunlar yazıyor;
DİNİNE GÖNÜLDEN BAĞLI BİR LİDER"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum."-Mustafa Kemal Atatürk-Ancak bu web sitesinin yukarıdaki web simgesine baktığımızda "Harun Yahya"nın iconu görülüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu sayfanın zaten dindar olan bir oluşumun dine insanları çekmek için bir siyasi lideri kullanmak amacında olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu sayfayı geçiyorum. Yazılanların sahteliği hakkında elimde bir bilginin olmadığı gibi doğruluğunu da pek araştırmadım. Çünkü önyargım beni objektif bakmak ve daha sağlıklı bilgi edinmem için bu sayfadan alıkoyuyor.Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. "Ilımlı-modern-dindar" yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam'ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti'ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir.
Şüphesiz ki din, Büyük Önder'in de dikkat çektiği gibi demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini birarada tutan en güçlü bağ olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurdur.
Dinin var olmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelişme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine bağlayan milli ve manevi tüm bağların parçalanmasını, anarşinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir.
İşte bütün bu nedenlerden ötürü, toplum dokusunun vazgeçilmez parçası niteliği taşıyan din müessesesinin devamını sağlayamayan bir ulusun sosyolojik ve bilimsel açıdan ayakta durması mümkün değildir. Gerek kişi, gerekse toplum açısından dinin lüzumlu bir müessese olduğunu belirten, siyasi alanda yaptığı sayısız reformla bu sağlıklı bakış açısını geniş kitlelere yaymayı hedefleyen Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti'nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) sözleriyle teşvik etmiştir. Milletini, batıl inanışlardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıştır. Bunun için de Kuran'ın kolay bir şekilde okunup anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermiştir:
"Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)
Kuran'ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk'ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:
"Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)
Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:
"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)
Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti'nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:
"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)
Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno'ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:
M. Perno:Şu halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?Atatürk: "Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz."M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?
Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.
Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk'ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:
"Ata'nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, "Paşam beni mahcup ediyorsunuz" dediğim zaman "Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır." buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi." (Atatürk ve Din Eğitimi - Ahmet Gürtaş - Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)
Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk'ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:
"Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10) "
Bir diğer sayfada da Atatürk'ün dini tartışma sorusuyla başlıyor ve alabildiğine uzuuun bir yazı ile açıklanmaya çalışılıyordu. Yazan kişinin Atatürk'ü dinsiz olarak görüp ona göre kaynaklar gösterdiği açık. Adresi vereyim unutmadan: http://ataturk-ve-din.blogspot.com/ .
Yukarıdaki sayfayı okumadan ben size özetleyeyim. Atatürk'ün yazmış olduğu medeni bilgiler kitabından Müslümanlıkla ilgili olumsuz düşüncelere yer verilmiş. Atatürk'ün olumlu pek çok düşüncesiyse göz ardı edilmiş. Yani neredeyse yalnızca kendi el yazması olan medeni bilgiler kitabına bakarak Atatürk'ü dinsiz kabul etmiş. Açıkça söylemeliyim ki bu çok yanlış. Çünkü en başta medeni bilgiler kitabı tamamen somut ele alınmak istenmiş ve neticesinde Maneviyata hiç yer verilmeyen tamamen Materyalist bir yazı ortaya çıkmıştır. Doğrusunu söylemek gerekirse bana göre bu yazı dine farklı boyutla farklı bir bakış açısıyla bakmaya yönlendirilmek için yazılmıştır. Ancak öznel düşüncelerle biryere varamayacağımız için bu sayfayı Atatürk'ün din hakkındaki olumsuz görüşü olarak kabul ediyorum.
Daha sonra birçok olumlu din rivayetlerinin ardından oldukça ilgi çekici bir sayfayla karşılaşıyoruz; Sabetayist Atatürk!..
Bu konuya girmeden önce doğal olarak Sabetaycılığı öğrenmemiz gerek. Buyrun kısaca wikipediden bir alıntı;
Sabetaycılık, 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan Sabatay Sevi'nin kurucusu olduğu, onu mesihkabul eden,n Mistisizme ve Kabbala'ya dayanan inanç. Diyanet İşleri Başkanlığına göre Sabetaycılık bir İslam mezhebi ya da tarikatı değildir ve İslam düşüncesi içinde yer almaz.[1]Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar bulundukları ülkenin yaygın dininde görünmeyi tercih ederler.[kaynak belirtilmeli] Sabetaycılar, belli kurallar dahilinde tamamen müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan "şüphe edilmeyecek ölçüde" müslüman göstermektedirler. Kendilerini yahudiliğe bağlı bir fraksiyon olarak tanımlasalar da Yahudiler tarafından resmi olarak bu dine bağlı kabul edilmezler.Kur'an da ise inanmadıkları halde Müslümanım diyenler Münafikun Suresi'nde ele alınmaktadır. TaraftarlarıSabatayistler, Sabatycı, Sabetaycı, Avdedî, Dönme, Selanikli, Meamin, Maminim, Takiyyeci, Munafık gibi farklı isimlerle de anılır. İlk dönemlerde Musevi ibadet ve ayinlerine sadık kalmışlarsa da asıl Yahudilerden tamamen ayrılmış ve onlara "koferim" (kafirler) ismini vermişlerdir. Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan "Sazanikos" (Sazan) demişlerdir. Sabetay Sevi bağlıları çeşitli ülkelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kutsal şehirleri Kudüs'tür.
Kısaca özetlemek gerekirse Sabetaycılık Yahudiliğin bir mezhebidir. Toplum içinde Müslüman görünürler lakin münafıklardır. Müslüman ibadetlerini dahi yaparlar ancak kendi ibadetlerini yapmaktadırlar. Gizliden gizliye örgüt gibi büyümektedirler. Yahudilerce de Müslümanlarca da dışlanmış gözardı edilmişlerdir lakin varlıklarını korumuşlar ve hala sürdürmektedirler.
İlk gördüğüm kadarıyla bu iddia yabancı bir kaynak tarafından Atatürk'ün Yahudiliğini ispatlamak amacıyla atılmıştır. Atatürk'ün tam olarak ispatını bulamadığım bir röportajda Yahudilerin ve Sabetaycıların gizli duaları söylemesi ve 'Benim de gizli duamdır bayım' demesi en büyük delil olarak sunuluyor. Ancak böyle birşey için bu kadar az kaynak beni bu düşünceden de itiyor. Çünkü üzerinde üslü bir sayı ile kaynak şu ansiklopedinin şu paragrafı denmesi benim için ispat teşkil etmez. Röportajın aslını yayınlanan gazeteyi görmem gerekli ancak uzun araştırmalarım sonucunda bulamıyorum.
Bu yazım uzaaaaaayııııpp gider böyle örnekler vermeye ve açıklamaya devam edersem çook uzun zamanımı alabilir. Nitekim fırsat buldukca yazımı genişleteceğim. Ancak değinmek istediğim bir kaç şey olacak.
İnternette araştırmalarınız sizi başarıya kesinlikle götürmeyecektir. Çünkü dünyada ne kadar din varsa bildiğiniz yahut bilmediğiniz hepsinin Atatürk'le iddiaları var. Agnostiğinden yahudisine ateistinden budistine. Hatta eski gök tanrı inancına inandığını, henüz yeni yeni bilinmeye başlanan deist dininden olduğuna kadar pek çok yazıyla karşılarştım.
Şunun daima bilincinde olun; bir ulusun değişiminde baş aktör oynayan bir lideri kullanmak her alanda ve her düşüncede insanların en birinci gayesidir ve herzaman bu uygulanmaya devam edecektir.
Bizlerin 'bu insan şöyle düşünüyorsa kabulümdür, aksini düşünüyorsa/inanıyorsa/tutuyorsa bu insanı sevmem bu insan benim için değersizdir' gibi bir düşünceye sahip olması böyle pekçok yazının çıkmasına sebeb olur.
Bu düşünce kesinlikle yanlıştır ve insanları gereksiz yere pek çok liderden soyutlar. Atatürk gibi yeni bir ülke kurmuş; bu ülkeyi yönetmiş pek çok düşüncesi pek çok zaferi olan bir liderden bu insanın dini uzaklaştırmamalı. Atatürk'ün dinini kullanarak bu işleri başarmadığı açıktır!
Fırsat buldukça diğer teoremleri de burada paylaşacağım ve açıklamalarda bulunacağım..
Turanmania...
Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. "Ilımlı-modern-dindar" yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam'ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti'ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir.
Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:

Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.
0 yorum:
Yorum Gönder